ceza davasında beraat eden sanığı vekaletname sunmadan temsil eden müdafi yararına

 

vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, vekaletname sunulmasının zorunlu olmadığı hakkında Yargıtay 18. Ceza Dairesinin  2017/2028 Esas , 2017/9054 Karar sayılı ilamı.

"Mevzuat kapsamında vekilin ve müdafiinin vekaletname ibrazı hakkında bir düzenleme yapılmadığı, sanık tarafından iradi olarak tayin edilen müdafiinin Avukatlık Kanunu kapsamında iradi vekalet ilişkisine dayalı olarak temsil görevi üstlendiği, Avukatlık Yasasının 163. maddesinde 4667 sayılı Yasayla yapılan değişiklik sonrasında avukatlık sözleşmesinin yazılı olmasının şart olmadığı, tarafların iradelerinin uyuşması halinde vekalet sözleşmesi kurulacağı, dolayısıyla tarafların bu yöndeki iradelerini usulünce açıkladıkları hallerde yazılı belge aranmayacağı, sanığın müdafii ile birlikte duruşmaya katıldığı ve müdafiine ilişkin herhangi bir itirazının bulunmadığı, müdafii olarak kabul ettiği anlaşılmakla, sanık lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği .."

18. Ceza Dairesi 2017/2028 E. , 2017/9054 K.

"İçtihat Metni"
KARAR
Hakaret suçundan sanık ...'ün beraatine, sanık kendini vekil ile temsil ettirdiğinden 1.500,00 Türk Lirası vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesine dair Edremit 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 19/11/2015 tarihli ve 2015/294 esas, 2015/948 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 24/02/2017 gün ve 11007 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
İstem yazısında; “ Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 05/02/2014 tarihli ve 2013/24499 esas, 2014/2707 sayılı ilamında, “... Sanık müdafinin dosyaya vekaletname ibraz etmediği anlaşıldığından, vekalet ücreti isteminin reddine karar verilerek yapılan incelemede...” şeklinde belirtildiği üzere, son celseye katılan müdafiin dosyaya vekalet sunmadığı gibi baro tarafından görevlendirildiğine dair herhangi bir görevlendirme yazısının da bulunmadığı anlaşıldığından vekalet ücretine hükmedilmesinde isabet görülmemiştir. ” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168.maddesinin 1.fıkrasında “Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.” 2.fıkrasında “Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir.” hükümlerine yer verilmiş,
5271 sayılı CMK'nın 324. maddesinin 1.fıkrasında “Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir.” 2.fıkrasında, “Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir." hükümleri düzenlenmiştir.
Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan ve karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin hüküm tarihinde geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14/5 maddesinde ise, "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir." hükmüne yer verilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanununun "Avukatlık ücreti" başlıklı 164. maddesinde Avukatlık ücretinin avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade edeceği, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesinin uygulanacağı, dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olacağı, aynı Kanunun “İşi sonuna kadar takip etme zorunluluğu ve başkasını tevkil” başlıklı 171. maddesinde de avukatın, üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip edeceği belirtilmiştir.
Öte yandan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Yargılama giderleri” başlıklı 324. maddesinin 1. fıkrasında “Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir.” hükmü, “Beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi hâlinde gider” başlıklı 327. maddesinde “Hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişi, sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkûm edilir. Bu kişinin önceden ödemek zorunda kaldığı giderler, Devlet Hazinesince üstlenilir.” kuralları yer almaktadır. Öte yandan diğer hallerde bu Kanunun 324 ila 330. maddeleri arasında Hazine aleyhine hangi durumlarda yargılama giderlerine hükmedileceği açıkça belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen hükümlerin değerlendirilmesinden avukatlık ücretinin avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı ifade ettiği ve bu meblağın dava sonunda ücret tarifesine göre belirleneceği, avukatın üzerine aldığı işi sonuna kadar takip etme zorunluluğunun bulunduğu, ceza davalarında tarifeye göre hükmedilmesi gereken avukatlık ücretinin yargılama giderlerinden olduğu, hakkında beraat kararı verilenlerin kendi kusurundan kaynaklı giderleri ödemek zorunda olduğu, bunun yanında önceden ödemek zorunda kaldığı giderlerin de Devlet Hazinesince üstlenileceği anlaşılmaktadır.
İncelenen dosyada, sanık hakkında hakaret suçundan açılan kamu davasının yargılaması sonucu, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığı belirtilerek beraatine karar verildiği görülmektedir.
Mevzuat kapsamında vekilin ve müdafiinin vekaletname ibrazı hakkında bir düzenleme yapılmadığı, sanık tarafından iradi olarak tayin edilen müdafiinin Avukatlık Kanunu kapsamında iradi vekalet ilişkisine dayalı olarak temsil görevi üstlendiği, Avukatlık Yasasının 163. maddesinde 4667 sayılı Yasayla yapılan değişiklik sonrasında avukatlık sözleşmesinin yazılı olmasının şart olmadığı, tarafların iradelerinin uyuşması halinde vekalet sözleşmesi kurulacağı, dolayısıyla tarafların bu yöndeki iradelerini usulünce açıkladıkları hallerde yazılı belge aranmayacağı, sanığın müdafii ile birlikte duruşmaya katıldığı ve müdafiine ilişkin herhangi bir itirazının bulunmadığı, müdafii olarak kabul ettiği anlaşılmakla, sanık lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği yönündeki kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir.
Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 18.09.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile