1. Hukuk Dairesi Kararları

T.C.

YARGITAY

1. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/11431

K. 2004/14640

T. 28.12.2004

• TAPU İPTALİ VE TESCİL ( Muvazaa İddiası - Sözleşmenin Yanlarından Birine Teb'an Dava Açan Kişi Medeni Kanunun 6. Maddesi Gereğince Bu İddiasını İspat Etmek Zorunda Olduğu )

• MUVAZAA İDDİASI ( Sözleşmenin Yanlarından Birine Teb'an Dava Açan Kişi Medeni Kanunun 6. Maddesi Gereğince Bu İddiasını İspat Etmek Zorunda Olduğu - Tapu İptali ve Tescil )

• SENEDE BAĞLI SÖZLEŞME ( Muvazaa İddiası HUMK'nun 288 ve 290. Maddelerinde Belirtildiği Üzere Ancak Yazılı Delille Kanıtlanabileceği )

• YAZILI DELİL ( Senede Bağlı Bir Sözleşmeye Karşı Muvazaa İddiası HUMK'nun 288 ve 290. Maddelerinde Belirtildiği Üzere Ancak Yazılı Delille Kanıtlanabileceği )

1086/m.288,290,293

818/m.18

ÖZET : Dava, tapu iptali tescil isteğine ilişkindir. Muvazaanın varlığını iddia eden taraf veya bunların ardılı ( halefi ) sıfatı ile hareket eden, başka bir anlatımla sözleşmenin yanlarından birine teb'an dava açan kişi Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince bu iddiasını isbat etmek zorundadır.

Senede bağlı bir sözleşmeye karşı muvazaa iddiası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 288 ve 290. maddelerinde belirtildiği üzere ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Sözleşme aynı kanunun 293. maddesinde sözü edilen yakın akrabalar arasında yapılmış olsa dahi muvazaanın yazılı delille isbat edilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, çekişmeli 11, 20, 31 ve 59 sayılı parsellerini Kooperatiften kredi kullanabilmesi için bedelsiz olarak Vedat Ayyıldız'a devrettiğini ve teminat amacıyla da 100.000 DM.lik senet aldığını, ancak davalı oğlu Hazım'ın, yerine sahte senet koyarak asıl seneti alıp Vedat'a verdiğini ve taşınmazları üzerine geçirdiğini sonrasında da danışıklı biçimde diğer davalılara aktardığını ileri sürmüş, iptal-tescil istemiştir.

Davalılar, kızlarından mal kaçırmak amacıyla davacının böyle bir işleme giriştiğini, oğlu ile arası açılınca da taşınmazlarını geri almak istediğini, kendi muvazaasına dayandığı için yazılı delille ispatın şart olduğunu ayrıca taşınmazların iyiniyetle alım-satımlarının yapıldığını ve davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, taşınmazların danışıklı biçimde Vedat Ayyıldız'a devredildiğinin, sonraki alımlarda da iyiniyet bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalılar tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 28.12.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden İkram Rüzgar vekili Av.Tarkan Zaim Yaşar ile temyiz edilen vekili avukat Adem Yozgatlıgil geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden v.s. vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi Murat Ataker tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, tapu iptali tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli 11, 20, 31, 59 parsel sayılı taşınmazların davacı tarafından dava dışı Vedat Ayyıldız'a 19.3.1999 tarihli akitle satış suretiyle devredildiği, Vedat'ın da bu taşınmazları 23.8.2002 tarihli akitle davacının oğlu olan davalı Nazım'a temlik ettiği, daha sonra da taşınmazların dava dışı Ahmet Karoğlu'na, ondan da diğer davalılara satıldığı anlaşılmaktadır.

Davacı, yaptığı işlemin oğlunun bacanağı Vedat'a kredi temini amacıyla gerçekleştirildiğini ileri sürerek, eldeki davaya açmıştır. Davanın belirtilen niteliği ve iddianın açıklanış biçimine göre, davacının davada, 3. kişiyi yanıltmak amacıyla kendi muvazaalı tasarrufuna dayandığı açıktır.

Bilindiği üzere; muvazaa kısaca irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabilir. Muvazaada taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak için anlaşarak bazen aslında bir sözleşme yapma iradesi taşımadıkları halde görünüşte bir sözleşme yapmaktadırlar ( mutlak muvazaa ). Veya gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi iradelerine uymayan görünüşteki bir sözleşme ile gizlemektedirler ( nisbi muvazaa ) Yanlar, ister salt bir görünüş yaratmak için, ister başka bir sözleşmeyi gizlemek amacıyla, sözleşme yapsınlar görünüşteki sözleşme gerçek iradelerine uymadığından, tabandaki sözleşmede tapulu taşınmazlarda şekil koşullarını taşımadığından geçersizdir.

Herne kadar muvazaayı düzenleyen BK.nun 18. maddesinde ve öteki kanun hükümlerinde muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçları hakkında bir açıklık bulunmamakta ise de; taraflar arasında alacak ve borç ilişkisi doğurmayacağı, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği, mahkemece kendiliğinden ( resen ) göz önünde bulundurulması gerektiği, belirli bir sürenin geçmesi, sebebin ortadan kalkması veya ilgililerin olur ( icazet ) vermesi ile geçerli hale gelmeyeceği, uygulamada ve bilimsel görüşlerde ortaklaşa kabul edilmektedir.

Hemen belirtmek gerekir ki, muvazaa nedeniyle geçersiz sözleşmeye dayanılarak bir taşınmazın tapuda temliki yapılmışsa bu tescil yolsuz bir tescil hükmündedir. Tapuda yapılan temlik ve tesciller illi işlemler olduğundan tapunun dayanağı sözleşme geçersiz ise tapu kaydının da Medeni Kanunun 1025. maddesine göre iptali gerekir. Ayrıca muvazaalı sözleşmeler yapıldığı andan itibaren taraflar arasında hüküm ve sonuç doğurmayacağından açılan dava sonunda verilen karar, yenilik doğurucu ( inşai ) bir hüküm değil, açıklayıcı ( ihdasi ) bir hüküm durumundadır.

Öte yandan, muvazaanın varlığını iddia eden taraf veya bunların ardılı ( halefi ) sıfatı ile hareket eden, başka bir anlatımla sözleşmenin yanlarından birine teb'an dava açan kişi Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince bu iddiasını isbat etmek zorundadır. Senede bağlı bir sözleşmeye karşı muvazaa iddiası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 288 ve 290. maddelerinde belirtildiği üzere ancak yazılı delille kanıtlanabilir.

Sözleşme aynı kanunun 293. maddesinde sözü edilen yakın akrabalar arasında yapılmış olsa dahi muvazaanın yazılı delille isbat edilmesi gerekir. Böyle bir sözleşmenin resmi şekilde yapılması halinde dahi olayın özelliği itibariyle adi yazılı delilin yeterli olacağı öğretide ve kararlılık kazanmış içtihatlarda ortaklaşa kabul edilmiştir. İşte bu görüşten hareketle 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında taraf muvazaası ve takma ad ( namı-müstear ) davalarında iddianın ancak yazılı delille kanıtlanabileceği kabul edilmiştir.

Somut olayda, yukarıda açıklandığı anlamda 5.2.1947 tarih 20/6 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtilen nitelikte bir belge ibraz edilmiş değildir. Öyle ise davacının iddiasının kanıtlandığı söylenemez.

Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davalıların temyiz itirazı yerindedir.

SONUÇ : Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 400.000.000 TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.